Kayıtlar

AÇLIK SINIRI VAR DA TOKLUK SINIRI YOK MU?

Resim
 AÇLIK SINIRI VAR DA TOKLUK SINIRI YOK MU? Açlık sınırı diye diye yıllardır mutfak enflasyonunu, asgari ücretin erimesini konuşuyoruz ama kimse çıkıp "Peki doyma sınırı ne kadar, tok kalma maliyeti kaç?" demiyor. Çünkü o sınırın adı yok, üst sınırı da yokmuş gibi davranılıyor. Ocak 2026'da dört kişilik ailenin açlık sınırı 31.224 TL olmuş. Yani sağlıklı beslenmek için ayda minimum 31 bin lira gerekiyor. Bir anlamda bu rakamın altında gelir elde edenler aç kalacak demek. Peki ya tok olmak? Yani karnı doyurmak, biraz da keyif almak, arada et yemek, tatlı yemek, misafir ağırlamak... onun sınırı yok mu? Yoksa tok olmak bir lüks mü oldu? Dört  kişilik bir aile 3 öğün sadece simit ve çay tükettiği takdirde günlük harcaması 480 TL, aylık harcaması ise 14 bin 400 TL oluyor. Mevcut -yaygın olarak- en düşük emekli maaşı ise 20 bin lira. Yani geriye 5 bin 600 TL kalıyor. Çay ve simit hesabıyla devam edelim: Yeni asgari ücret ise 28 bin 75 TL oldu. yine 4 kişilik bir ailenin aylık ça...

EMEKLİYE ZAM PEK YAKINDA...

Resim
EMEKLİYE ZAM PEK YAKINDA... SSK ve Bağ-Kur emeklileri, geçen yılın son altı aylık enflasyonuna bağlı olarak yüzde 12,19 oranında artış aldılar.  Temmuz ayından itibaren en düşük emekli maaşı 16 bin 881 TL düzeyinde bulunuyordu. Bu miktar, farklı bir düzenleme yapılmaması durumunda en düşük emekli maaşı 18 bin 938 TL'ye yükselecekti.  Ancak, b azı kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede (KHK) Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7. maddesi uyarınca 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükseltildi. Memur ve memur emeklileri ise, toplu sözleşmeden gelen pay ve enflasyon farkı ile birlikte toplamda yüzde 18,60 oranında bir fark aldılar. En düşük emekli memur aylığı ise 27 bin 888 TL oldu. Bu tablo, bugüne kadar olan kısmı gösteriyor. Bir de olması gerekenler vardı; Açlık sınırının ocak ayında 31 bin 224 lira olarak hesaplanmış olmasına karşın ödenecek bu aylıkların ve aylıklara yapılan artışların bu sınırın altında kalması bu kesimleri tat...

DEPREMİN ÇOCULKLARI

Resim
  DEPREMİN ÇOCUKLARI Bu hikâye, yıkılan binaların altında kalan hayatlar kadar; ayakta kalan vicdanların ve bir depremin çocuklardan neleri aldığının sessiz çığlığıdır. ... Annesinin saçını okşayarak uyuttuğu   güzel kızı,   üzerinde akşam yatarken giydiği pijamasıyla yalınayak ve yapayalnız bir felaketin ortasında bulmuştu kendisini. Bir taraftan da kar ve tipi insanın suratına tokat gibi çarpıp soğuk havanın şiddetini daha da artırıyordu.  Etrafa, olan bitenlere korkuyla ve hüzünle, ağlayarak bakıyor, hayret ediyordu! Ortalık savaş alanına dönmüş, her taraf toz duman içerisindeydi. Yerin altından yardım isteyenlerin çığlıklarıyla, kendini enkazın altında kalmaktan kurtaran ve yakınları için endişelenen insanların bağırışları birbirine karışıyordu. Bir taraftan da dua ediyorlardı. "Allah'ım yardım et" diye. Binayı eksik malzeme ve kural dışı yapanların, yapılırken yeterli denetimi yapmayan görevlilerin, önlem almayan yetkililerin vicdanları ile birlikte binl...

KEL ALİ'NİN BAĞI

Resim
KEL ALİ'NİN BAĞI Karmaşık, içinden çıkılmaz, her şeyin birbirine girdiği durumlar için söylerler: “Ortalık Kel Ali’nin bağına dönmüş!” Hikâyesi mi?… Köylerde adamın adı değil, lakabı yürür.  Köyün birinde yaşayan ve köyde bulunan diğer Ali'lerden ayırt edici olan saçsız özelliğinden dolayı, kendisini tanıyanlar onu    Kel Ali diye bilirlermiş.  Bu lakap ona hiç dokunmazmış; sanki “Kel” kısmı unvanı, “Ali” kısmı adıymış gibi gelirmiş.  Köylü de zaten sevgiyle, alışkanlıkla söyler dururmuş. Kel Ali iyi kalpli, yüreği geniş bir adammış. Kimseyi kırmaz, kimsenin ricasını geri çevirmezmiş.  Köyde iş çok, elbirliği şarttır ya…  Her akşam bir komşu kapıya dayanır: "Ali kardeş, yarın bizim bahçeye bir el atabilir misin? Domatesler çapalanacak, beni kırmazsan çok sevinirim." Ya da bir çocuk koşa koşa gelir, nefes nefese:  "Kel Ali Amca! Babam selam söyledi, 'Zahmet olmazsa yarın harmanda yardım eder mi?' diye soruyor." Kel Ali gülümser, başını sallar: "N...

İYİLİK İYİDİR

Resim
             İYİLİK İYİDİR               Okulun son günüydü. Genç Mine okuduğu kolejin lise son sınıfından mezun oluyordu. Mine, düzenlenen mezuniyet töreninde bir konuşma yapmak istedğini okulun müdüründen rica etmiş, o da bunu kabul etmişti. Önce okul müdürü konuşmasını yaptı; Okulun ne kadar iyi bir okul olduğunu, çok yüksek standartlarda bir eğitim verdiğini vs. Ailelerin desteğinin önemini vurgulayıp teşekkür ederek konuşmasını bitirirken, konuşmasının sonunda Mine'yi kürsüye çağırıp okul ikinciliği başarı belgesini, tebrik ederek verdikten sonra konuşmasını yapması için mikrofonu Mine'ye uzattı. Mine, mikrofonu eline aldı, bir adım öne çıkarak konuşmaya başladı. "Sevgili ailem,Sayın müdürüm, sayın öğretmenlerim, sevgili arkadaşlarım ve siz öğrenci arkadaşlarımın velileri,  sayın konuklar hepiniz hoş geldiniz. Bu mutlu günümüzde bizleri yalnız bırakmadığınız ve başarımıza ortak olduğunuz için teşekkü...

NEGATİF BÜYÜYORUZ AMA KULAĞA HOŞ GELİYOR

Resim
Negatif Büyüyoruz Ama Kulağa Hoş Geliyor Aslında  Negatif Büyümek demek, basbayağı küçülüyoruz demek! Gerçek değişmiyor; sadece kelimeler yumuşuyor. Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir ifade var: Negatif büyüme, ilk duyduğumuzda bıraktığı his şu: Hem büyüyoruz, hem negatifiz;  bir ileri, iki geri yani! Tam  karşılığı olmasa bile, negatif büyüme; insanların yaş aldıkça, bir süre sonra boyunun kısalması gibi bir şey mi?  Bu dil, felaketlerin ortasında bile topluma bir umut ışığı mı? Yoksa bir manipülasyon mu? Mesele gayet basit aslında. Negatif büyüme demek, küçülmek demektir. Ama “küçülme” kelimesi serttir; can yakar, insanlarda “Ne oluyoruz?” duygusu oluşur, tepki anlık olur. Bu yüzden onun yerine daha nazik, daha teknik, daha “idare eder” bir ifade tercih ediliyor. Peki, kelimelerle gerçekleri yumuşatarak sununca sorun yok mu olur? Yoksa halının altına süpürmüş mü oluruz? Dil yalnızca anlatmaz; aynı zamanda örtbas eder. “Tarımda yüzde 12,7 negatif büyüme gerçekleşti...