Biraz Fanatik miyiz ne?!
BİRAZ FANATİK MİYİZ NE?!
Her alanda ve her konuda mutlaka taraf tutup, kümelere ayrılırken bir türlü ortak noktalarda buluşup, kesişim kümesi oluşturamıyoruz.
Herhangi bir konuyla, kişiyle veya durumla ilgili olarak kendi görüşlerimizin, düşüncelerimizin ve değer yargılarımızın tamamen doğru olduğuna inanıp, zıt görüşü ve o görüşü savunanları, o görüşlerinde haklı, doğru yanlar olsa bile tamamı ile reddetmeyi neredeyse yaşam biçimi haline getirdik!
ya da getirilmeye çalışılıyor!...
Ortak yaşadığımız sorunları bile sorunu yaratanın bulunduğu kümeye bakarak hareket edip, birlikte göz ardı ediyor, günlük hayatımızı da bu şekilde sürdürmeye çalışıyoruz.
bilgi eksikliği veya yanlış bilgi üzerinden beslenerek, konular hakkında daha derinlemesine bilgi edinmek, farklı bakış açılarını anlamak yerine aidiyet duyduğumuz grubu sorgulayıp eleştirmiyoruz bile.
Birey olmaktan çıkıp, siz-biz ayrışmasının içerisinde taraf olarak kendimizi daha güvende sanıyoruz!
Oysa ortak paydada buluşacak çok neden varken;
Biz ve ötekiler oluyoruz.
O nedenle bulunduğumuz tarafın yaptıkları ile kendimizi özdeşleştirme çabasına girerek yanlış yapılan şeyleri koşulsuz savunur olduk.
Karşımızda duran gri tabloya bakıp, bir kısım "beyaz" derken bir kısım "siyah" der olduk; Bu hiç hayra alamet değil!
Bir taraftan toplumsal barış diyerek mangalda kül bırakmazken,
Diğer taraftan,
Esasında;
Taraf olmayı seviyoruz.
Ama...
Biraz fanatik miyiz ne?!
Gereksiz kamu harcamalarını bile "harcıyor ise benim paramı harcıyor" diyerek savunurken, o yanlışın tüm toplumu etkileyip, ilgilendirdiğini düşünmeden, o harcanan paralarda her bir bireyin hakkı olduğunu aklına bile getirmiyor.
Mesela;
Kamuya ait gereksiz harcamalar yapıldığını eleştirip, tasarruf yapılmadığına dair eleştirel yaklaşan birine, tasarruf yapılmasını önerenlerin buna uyup uymadıklarına bakmaksızın,
hemen cevaben; "sen önce belediyelerin konser harcamalarına cevap ver"denilerek yapılan yanlışı örtme çabasına girilirken,
Karşı taraf da o konser için harcanan paranın yüksek olup olmadığını sorgulama gereği duymadan "o zaman sen de Ankara' daki Dinazorlara yapılan devasa harcamayı sorabildin mi? Önce onu sor öyle konuş!" diyor.
Böylece karşılıklı olarak bir yanlışı savunmak için başka bir yanlışı örnek göstererek her iki yanlışın da üzerini kendi ellerimizle örtüyoruz.
"Sizin falanca belediyenizin yolsuzluk yaptığı söyleniyor, siz de gidip ona oy veriyorsunuz" diyen birine, hemen " yolsuzluğu adeta normalleştiren sizinkiler değilmiş gibi konuşuyorsun. Hem yapmayan mı var?" diyerek adeta sessiz bir mutabakat sağlayıp, yanlış olanı el birliğiyle örtmüş olduğumuzun farkında bile olmadan yolumuza devam ediyoruz.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün; günlük hayatımızda, televizyon ekranlarında, sosyal medyada fazlasıyla karşımıza çıkıyor...
Dolaysiyla, yurttaş olarak, tasarruf diyenlerin yaşam tarzı ve yaşadıkları hayata bakmadan, dünya görüşümüze daha yakın bulduğumuz tarafın fanatiğine dönüşerek önünde set oluşturduğumuz için; Kimse hesap vermeyi aklından bile geçirmiyor, zorlanmıyor!
Halbu ki; yanlışı yapan kim olursa olsun hep birlikte yanlışa yanlış demeyi başara bilirsek, ancak o zaman bir şeylerin düzelmesi mümkün olacaktır!
Çünkü her yanlış yapılan şey, toplumun tüm kesimlerini direkt etkiliyor.
Günün sonunda gittiği pazarda, markette, bindiği otobüste gerçekle yüzleşen, hayatın tüm zorluklarını göğüslemeye çalışan yine vatandaş oluyor.
Kimin yaptığına bakılmaksızın yapılan yanlışın cezasını vatandaş ödemek zorunda kalıyor.
"Kabul edilmiş bir hata, kazanılmış bir zaferdir."
İllaki taraf olmak zorunda mıyız?!
Adil olup; doğruya doğru, haklıya haklı deyip, yanlışın karşısında durmak hepimizin faydasına olan bir şey değil mi?
Yorumlar
Yorum Gönder